
Mikotoksinler, bazı durumlarda bitkileri ve tohumları parazitlere karşı koruyabilen (Schardl ve ark., 1996), ancak soluma, deri teması veya sindirim yoluyla alındığında omurgalılar için zehirli olan küf kaynaklı maddelerdir. Bilinen 100.000'den fazla mantar türü olmasına rağmen, bunlardan sadece bazıları aktif mikotoksin üreticisidir. Tarımda ve hayvancılıkta en tehlikeli mikotoksinleri ürettiği bilinen mantar türleri Fusarium, Aspergillus ve Penicillium türleridir.
Tek bir kimyasal bileşik sınıfına ait olmadıkları için mikotoksinlerin toksikolojik etkileri büyük farklılıklar gösterir (Jewers). Üremeyi tercih ettikleri çevresel koşullar da birbirinden farklıdır. Örneğin trikotesenler, zearalenon ve fumonisinler gibi Fusarium toksinleri genellikle tarlada üretilirken; aflatoksinler ve okratoksinler daha çok hasat sonrasında ve kötü depolama koşullarında Aspergillus ve Penicillium türleri tarafından üretilir.

Hayvanlarda mikotoksin kaynaklı problemleri tespit ve teşhis etmek kolay değildir; çünkü etkileri bağışıklık sisteminin zayıflamasından şiddetli vakalarda ölüme kadar çok geniş bir yelpazede görülür. Bu durum toksine bağlı (türü, dozu ve maruz kalma süresi), hayvana bağlı (tür, cinsiyet, yaş, ırk, genel sağlık, bağışıklık durumu, beslenme) ve çevresel (çiftlik yönetimi, hijyen, sıcaklık) faktörlere göre değişiklik gösterir.
Dahası, bilimsel araştırmalarla sahadaki gözlemler arasında ciddi farklar vardır. Bilimsel deneylerde, spesifik etkileri anlamak için hastalıksız hayvanlara kontrollü şartlarda belirli miktarda toksin verilir. Sahada ise hayvanlar çok daha geniş bir mikotoksin yelpazesine ve strese maruz kalır. Sağlık durumları zayıf, bağışıklıkları düşük olabilir veya sorunlu yönetim uygulamalarına maruz kalabilirler. Tüm bu dış faktörler, hayvanların mikotoksinlere karşı duyarlılığını büyük ölçüde artırır. Bu yüzden yemdeki görünürde "düşük" mikotoksin seviyelerinin bile sahada mikotoksikozise yol açması şaşırtıcı değildir.
Mikotoksinlerin bazı etkileri dışarıdan bakıldığında hemen fark edilmez, ancak sürü enfeksiyöz bir hastalıkla karşılaştığında gün yüzüne çıkar. Bilimsel çalışmaların da doğruladığı üzere, immünosupresyon (bağışıklık baskılanması) bu etkilerin başında gelir. Aflatoksinler, okratoksinler ve trikotesenler hayvanların direncini kırarak onları hastalıklara karşı çok daha açık hale getirir.
Genel olarak aflatoksinler bağışıklığı en çok baskılayan gruptur (CAST, 2003). Broilerlerde (etlik piliçlerde) Aflatoksin B1 zehirlenmesi, albümin ve globülini azaltarak hücre aracılı bağışıklığı vurur; bu da aflatoksinin protein sentezini engellediği gerçeğiyle örtüşür. Okratoksin A (OTA) söz konusu olduğunda ise, araştırmalar OTA tüketen kuşların kan serumlarındaki immünoglobulin konsantrasyonunun belirgin şekilde düştüğünü göstermiştir. Örneğin OTA'nın Salmonella ile birleşmesi, broiler civcivlerinde ölüm oranını %13,2 artırmıştır (Elissalde, 1994). Benzer şekilde OTA varlığı, E. coli ve S. gallinarum enfeksiyonlarının şiddetini ve ölümleri ciddi oranda tetikler. Trikotesenlerin (örneğin DON ve T-2 toksinlerinin) de antikor titrelerini düşürdüğü ve bağışıklık hücrelerine zarar verdiği raporlanmıştır.
Çiftlikteki günlük rutinin bozulması veya hayvanların anormal davranışları, mikotoksinlerin farklı sistemlerde (sinir sistemi, kan üretimi, böbrek, mide-bağırsak veya deri) yarattığı hasarın habercisi olabilir:
Sinirsel Belirtiler: Kuşların gruplar halinde bir araya toplanması aflatoksin kaynaklı bir sinir sendromu olabilir. Refleks eksikliği ve anormal kanat duruşu ise T-2 toksininin işaretidir.
Soluk Kuş Sendromu ve Sarılık: Mukozaların ve bacakların solgunlaşması (aflatoksin tüketimi kaynaklı) karkas kalitesinin ve renginin düşmesine yol açar. Sarılık ise karaciğerdeki hasarın bir yansımasıdır.
Tüy Sorunları ve Kanama: Aflatoksin veya trikotesen alımı tüylenmeyi bozabilir. Ayrıca kanamalar, anemi ve hematolojik bozukluklara yol açabilirler.
Islak Altlık ve İshal: İshal, genellikle trikotesen (özellikle DON) ve fumonisin alımıyla ilişkilendirilir. Okratoksinlerin neden olduğu artan su tüketimi ve böbrek fonksiyon bozukluğu ise ıslak altlık sorunlarına yol açarak kümes yönetimini zorlaştırır.
Azalan yem tüketimi, yemi reddetme, düşük günlük canlı ağırlık artışı, sürüde tekdüzeliğin (homojenliğin) bozulması, bozulan FCR (yemden yararlanma oranı), düşük kesim ağırlığı, yumurta veriminde ve kalitesinde düşüş ile artan ölüm oranları... Tüm bunlar mikotoksin bulaşmış yem tüketen kanatlılarda gözlenen ve doğrudan cebinize yansıyan etkilerdir.
A Tipi Trikotesenler (T-2, HT-2 vb.): Kanatlı endüstrisi için büyük bir endişe kaynağıdır. Özellikle etlik piliçler için son derece toksiktir (T-2 için LD50 değeri 4 mg/kg'dır). Yem tüketimini, vücut ağırlığını, yumurta üretimini düşürür ve ağızda lezyonlara neden olur.
Okratoksinler: Genç civcivler ve hindi palazları bu nefrotoksinlere (böbrek zehirleri) karşı oldukça hassastır. Büyümeyi baskılar ve kötü yumurta kabuğu kalitesine yol açarlar.
Fumonisinler: Kanatlılarda ani ölüm artışlarıyla ilişkilendirilir. Taşlık ağırlığında artış ve canlı ağırlıkta düşüş yaratır.
Aflatoksinler: Kılcal damar kırılganlığını artırarak karkaslarda morarmalara ve dolayısıyla ürünün değer kaybetmesine sebep olur.
Mikotoksinli yem tüketen hayvanların kesiminden sonra organ ağırlıklarında, dokularında ve renklerinde değişiklikler görülebilir. Aflatoksin tüketimi; karaciğer, dalak ve böbreklerde büyümeye yol açarken; Fabricius bursası ve timusta küçülmeye neden olur. Fumonisinler karaciğer nekrozuna, trikotesenler ise taşlık lezyonlarına yol açabilir. Bu patolojik bulgular, denetimler sırasında ciğerlerin reddedilmesine ve maddi kayba yol açabilir.
Sorun maalesef hayvanların kesimiyle bitmiyor. Aflatoksinler, okratoksinler ve fumonisinler gibi bazı mikotoksinlerin hayvansal ürünlere (et, böbrek, karaciğer, kan ve yumurta) geçtiği bilinmektedir.
Örneğin, kanserojen bir metabolit olan Aflatoksikol ve Aflatoksin M1 (Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı - IARC tarafından olası insan kanserojeni olarak sınıflandırılmıştır) kontamine yem tüketen yumurtacı tavukların dokularında ve yumurtalarında bulunmuştur. IARC tarafından "Grup 2B: İnsanlar için muhtemelen kanserojen" olarak sınıflandırılan Okratoksin A (OTA) kalıntıları da hayvanların karaciğer ve böbreklerinde tespit edilmiştir. İnsan sağlığı için doğrudan büyük bir tehlike oluşturacak seviyelerde olmasalar da, sunduğu ürünün kalitesine önem veren üreticiler için bu durum ciddi bir endişe kaynağıdır.
Hayvan yemlerindeki mikotoksinlerle mücadele etmek için yıllardır toksin bağlayıcılar kullanılmaktadır. Bu çözüm aflatoksikozise karşı etkili olduğunu kanıtlamış olsa da; zearalenon ve okratoksin gibi diğer mikotoksinlere karşı çok sınırlı kalmakta, trikotesenlerde ise pratik olarak hiçbir işe yaramamaktadır.
Farklı yapıları ve kimyasal özellikleri nedeniyle tüm mikotoksinler etkili bir şekilde bağlanamaz. Bu nedenle geniş bir mikotoksin yelpazesini yönetmek için doğru yaklaşım sadece adsorpsiyonu (bağlamayı) değil, aynı zamanda biyotransformasyonu da içermelidir.
Biyotransformasyon, mikotoksinlerin enzimler veya canlı mikroorganizmaların eylemiyle toksik olmayan metabolitlere dönüştürülmesidir. Sadece belirli mikroorganizmaların (örneğin deoksinivalenol, okratoksin A ve zearalenon'u parçalayabilen Biomin® BBSH 797 ve Biomin® MTV gibi) hayvan yemi katkı maddesi olarak kullanılma koşullarını karşıladığı kanıtlanmıştır. Bağlama, biyotransformasyon ve biyokorumanın (bağışıklık ve karaciğer koruması için bitki ve yosun ekstraktları) tek bir üründe birleşmesi, günümüzde doğru Mikotoksin Risk Yönetimi için en eksiksiz ve güvenilir araçtır!

Bir biokey uzmanıyla iletişime geçin veya ihtiyaçlarınıza uygun dünyanın her yerindeki kişileri bulun.
Biokey Gıda, Tarım ve Hayvancılık Ltd Şti; 2010 yılında İstanbul’da kuruldu. Halen, 2020 yılında DSM ANH bünyesine katılan Avusturya menşeili biyoteknoloji firması BIOMIN GmBH ortaklığıyla çalışmalarını sürdürmektedir.
2024 BİOKEY HER HAKKI SAKLIDIR.
YENİÇÖZÜM | WEB TASARIM